Geri arşive
Bir Uykunun Anatomisi

Hayatımızın yaklaşık üçte birini uyuyarak geçiririz. İnsanların çoğu toplam 175 bin saat uyur. Neden bu kadar uzun zaman? Neden belirli zamanlarda? Biz uyurken neler olur? Uyku eksikliğinin sonuçları nelerdir? Vücudumuz günlük ritimlerden, yani kas tonusu, vücut sıcaklığı, böbrek fonksiyonları gibi biyolojik faaliyetlerin siklik değişimlerinden etkilenir. Bunları detaylı olarak inceleyelim.

Günlük ritmler

İnsan vücudu günlük olarak değişen fonksiyonel ritimlerle karakterizedir. İnsanın biyolojik faaliyetlerinin siklik değişimlerinden oluşan sirkadiyen (Latince dilinde “dies”, “gün” anlamına gelir) veya gündüz-gece ritimleri söz konusudur. Vücudumuzun tüm işleyişi, kan basıncı, yorgunluğa direnç, kas tonusu, vücut sıcaklığı, kalp atım hızı, böbrek fonksiyonları ve bazı endokrin fonksiyonlarla ilgili bu sikluslardan etkilenir.

Elbette ki en çok etkilenen fonksiyon parametresi, uyku-uyanıklık ritmidir. Kişinin en verimli olduğu zaman dilimine göre, “sabahçı” veya “akşamcı” olarak bir ayırım yapmayı sağlayan belirgin kişisel farklılıklar bulunmaktadır. Sirkadiyen ritmler, zaman dilimi değişmesi ya da gece nöbeti gibi özel durumlarda bozulabilirler. Araştırmacılar, bu iç saatin ekzojen (harici, günden geceye değişen) faktörlerle mi yoksa endojen (dahili) faktörlerle mi ayarlandığını merak etmişlerdir. Buna cevap bulmak için, denekler ışık ve sıcaklık değişiminin olmadığı ve tabii ki saat bulunmayan kapalı bir ortama konmuştur. Bu deneylerden birinde, 40 gün sonunda ritmik bir süreç sağlandığı, ama bu ritmin 24,5 saatten 46 saate uzadığı görülmüştür. Bu sebeple, harici belirteçler olmadığında zaman kişiye yavaşlıyormuş gibi görünür. Günlük yaşama ve zaman kavramına dair tüm belirteçlere dönen deneklerin, normal sirkadiyen ritmlerine hızlıca (yaklaşık 3 gün) geri dönmesi de ilginçtir.

Öyleyse vücudumuzun içinde bu ritimleri ayarlayan şey nedir? Bu etkileri oluşturan en az 2 önemli yapı bulunur:

Asendan retiküler formasyon (ARF)
Kiazma üstü çekirdekler.


Asendan retiküler formasyon, beyin sapında bulunan bir nöron grubudur. Bu yapı 2 dalgalanma ritmine sahiptir: Biri düşük, diğeri geniş amplitüdlü. Düşük amplitüdlü ritim, hem uykunun farklı fazlarından, hem de gün içindeki uyanıklık durumunun değişiminden sorumludur. Geniş amplitüdlü ritim, uyku-uyanıklık geçişini düzenler. Kişi uykuya daldığında ARF, duyu organlarından beyne ulaşan uyarıların neredeyse tamamını bloke edecek kadar giderek azalır. Böylece beyin, hafızada birikmiş veya beynin içinden yayılan sinyalleri işlemeye başlar.

Kiazma üstü çekirdekler, hipotalamusun bir parçasıdır ve günlük uyku-uyanıklık ritimleri dışında ayrıca açlık gibi ritimleri de yönetir. Bu çekirdekler, karanlık-aydınlık ve uyku-uyanıklık arasındaki ilişkiye de özellikle dahildir. Optik sinirler gözlerin üst işlev merkezlerine yönelmesine müsaade ettiklerinde, önce kiazma üstü çekirdeklere, ardında diğer yapılara ulaşırlar. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda, optik sinirlerin kiazma üstü çekirdeklere ulaşmadan önce kesilmesiyle, karanlık-aydınlık ritim kapasitesini azaltarak sirkadiyen ritimleri etkilediği, kesinin optik sinirler kiazma üstü çekirdeklere ulaştıktan sonra yapılmasıyla uyku-uyanıklık ritimleriyle karanlık-aydınlık ritmi ilişkisini etkilemediği görülmüştür.


Uykunun Fazları

Uyku ve uyku özellikleri, 3 psikofizyolojik ölçütle çalışılabilir:

•Elektroensefalogram (EEG), kafa derisine yerleştirilen elektrotlarla beyin korteks nöronlarının elektriksel aktivitesini kaydeder
•Elektro-okülogram (EOG), gözlerin etrafına bağlanan elektrotlarla göz hareketlerini kaydeder
•Elektromyogram (EMG), çalışılacak bölgedeki kaslara denk gelen yerlere yerleştirilen elektrotlarla kasların elektrik yükünü ölçer.

Uyku çalışmalarının geçmişi oldukça yenidir. 1936’da EEG’nin uyku sırasında çarpıcı değişimler gösterdiği bulunmuştur. Gerçekten de, uyanıklık halinde olduğu gibi, geniş yavaş dalgalarla düşük voltajlı hızlı dalgalar arasında geçiş yaptığı görülmüştür. 1953’te ise, düşük voltajlı ve yüksek frekanslı dalgaların olduğu anlarda, deneklerin gözlerinin göz kapakları altında hızlı hareketlerle oynadığı (rapid eye movements) keşfedilmiştir. Bu uyku fazı REM uykusu ismini almıştır. 1962’de REM uykusuyla ilgili başka bir keşif yapılmıştır. Bu fazda yüz kasları faaliyetlerinin durduğu gözlenmiştir. Bir gecelik uyku boyunca, bir deneğin EEG’si 5 farklı evre gösterir:

•Evre 0: Sakin uyanıklık fazı. Sakinlik ve rahatlama durumunda, göz kapakları kapalı bir kişinin EEG kaydı düşük amplitüdlü ve yüksek frekanslı dalgalar gösterir, bunlar “alfa dalgaları” denen daha yavaş ve daha geniş dalgalarla kesilir.
•Evre 1: Kişi uykuya dalmaktadır ve uyur-uyanık haldedir. Dalgalar düşük amplitüdlü ve yüksek frekanslıdır. Kas tonusu korunur ve gözler yavaş hareket halindedir
•Evre 2: Bu evre orta uyku olarak da adlandırılır. Dalgaların amplitüdünde hafif artma ve frekansında azalma ve “K kompleksleri” ile karakterizedir. K komplekslerinde dalgalar yukarı doğru seyreden bir sapma (yön değişimi) ve bunu takip eden aşağı doğru sapma gösterirler. Şekilleri nedeniyle “uyku iğleri” olarak da adlandırılırlar strong>Evre 3: Uykunun bu fazı, daha yavaş olan “delta dalgaları” varlığıyla karakterizedir. Bu evrenin %20-50’sinde delta dalgaları bulunur. Uyanması çok zor olan çok derin bir uykudur
•Evre 4: Uykunun en derin fazıdır. Bu evrenin %50’den fazlasında delta dalgaları bulunur.

Evre 4’e geçtikten birkaç dakika sonra EEG kaydı tersine döner. Kişi faz 3, 2 ve 1’e döner. Ancak bu evre yukarıdaki evre 1’den (başlangıç evre 1) farklıdır. Hızlı göz hareketleri (REM) ve kas tonusu kaybıyla karakterizedir (REM uykusu, yeni evre1). Başlangıç evre 1 ile yeni evre 1 arasındaki uyku döngüsü 90 dakika dürer. Her siklus yaklaşık 90 dakikadır, ama her siklusun içinde evrelerin süreleri değişkendir. Gece boyunca döngülerde, yeni evre 1’in süresi en uzun, evre 3 ve 4 (delta uykuları) süreleri en azdır.

REM Uykusu ve Rüya
REM uykusu “paradoks rüya” olarak da tanımlanır çünkü derin uyku halindeki bir vücutta serebral korteks uyanıklıktaki haline çok yakındır. Beynin oksijen tüketimi artar, solunum ve kalp basıncı hızlanır, nabız düzensizleşir. Kas tonusu olmamasına rağmen ekstremitelerde kasılmalar olabilir. Tüm bu özellikler, REM uykusunun duygusal olaylarla ilişkili olduğunu düşündürmüştür. Bu hipotezlere dayanarak, REM uykusu ve rüyalar arasındaki ilişkiyi incelemek için ilk deneyler yapılmıştır.

Deneyler, REM uykusu fazları sırasında denekleri uyandırarak gerçekleştirilmiştir. Hipotezlerin doğru olduğu ortaya çıkmıştır. Uyandırılan denekler rüyaları hatırlamakla kalmıyor, bu rüyalar ayrıca sabah hatırlanan (hatırlanıyorsa) rüyalara göre daha canlı şekilde hatırlıyorlardı. Bu deneyler, olguların %80’inde REM uykusu sırasında uyandırılan deneklerin rüyalarını hatırladığı, REM dışı evrede uyananların ise sadece %7’sinin rüyalarını hatırladığını ortaya koymuştur.

Uykunun İşlevleri
Uyuyarak yaşayan tek canlı insanoğlu değildir. Uyuyanlar sadece memeliler ve kuşlar değil, böcekler, amfibiyanlar ve balıklar da insandaki gibi inaktivite dönemlerine sahiptir.

Uyku işlevlerini açıklamaya çalışan iki grup teori bulunur: Restoratif teoriler ve sirkadiyen teoriler. Restoratif teorilere göre uykunun görevi, uyanık geçirilen sürede değişen internal homeostazı (vücudun iç dengesinin stabilitesi) düzenlemektir. Bu nedenle uyku, gündüz yaşanan “hasarları” tamir etmeye yarar. Sirkadiyen teorilere göre ise düzeltilmesi gereken herhangi bir dengesizlik yoktur. Uyku, yeme ve içmeye eşdeğer bir fizyolojik güdü olarak görülür, enerjinin korunması ve karanlıkta korunma sağlamak için evrimleşilmiştir. Bu teorileri değerlendirmek için yapılan deneyler oldukça ilginç sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Guiness Dünya Rekoru’na giren en ünlü olgulardan birisi, 11 gün, tam olarak 264 saat ve 12 dakika boyunca uyanık kalan 20 yaşındaki Randy Gardner’dır. 80 saati geçen uykusuzluktan sonra, deneyden sonraki ilk gece 14 saat uyumuş ve ikinci geceden itibaren 8 saatlik normal uykusuna dönmüştür. Bu ve diğer deneyler, restoratif teorilerin yanlış olduğunu gösterir. Ancak, sedanter aktiviteler sırasında uykusu gelmeden ve mikro uykular yaşayan kişiler de olduğu bir gerçektir. Bunlar, EEG’de göz kapakları kapalı halde 2-3 saniyelik uyku durumunda olunduğunu gösteren kısa dönemlerdir. Bu sebeple belki de iki teori de bize ilginç şeyler söyleyebilir. Belki de uyumadığımız uykuları saati saatine yerine koymaya ihtiyacımız yoktur ve uyku eksikliğinin oluşturduğu hasarlar, güvenli koşullar altındayken deneylerde olduğu gibi anlamlı ya da kalıcı görünmemektedir. Peki kişi uyuyamadığında ve bir denek değilse ne olur? Günlük hayata, çalışma yaşamına ve ilişkilerine etkileri neler olur?

Geri arşive
Bu sitedeki bilgiler, bir hekim veya eczacıya danışmanın yerine geçemez. Daha fazla bilgi için bir hekime ve/veya bir eczacıya başvurunuz. Sitemizde verilen bilgiler sağlık mesleği mensupları içindir. Soru, öneri ve taleplerinizi bize info@angelini.com.tr e-posta adresi aracılığıyla iletebilirsiniz